Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama ve Araştırma Merkezi

Hakkımızda

İlk defa 1978 yılında Filipinlerde toplanan WHO (World Health Organisation =Dünya Sağlık Örgütü ) Akupunktur ile tedavi edilebilir hastalıkların bir listesini yayımladı. Daha sonra Türkiye’den benim de gözlemci olarak iştirak ettiğim 1994 yılı İtalya Cervia’daki WHO Asamblesinde genişletilerek kabul edilen endikasyon listesi aşağıdadır.

 

 NÖROLOJİK HASTALIKLAR           ROMATİZMAL HASTALIKLAR

               Başağrısı ve migren                        Servikal artroz (boyun kireçlenmesi)

               Periferal nöropati                          Gonartroz (diz kireçlenmesi)

               Trigeminal nevralji                         Lumbar disk herniasyonu (bel fıtığı)

               Fasial paralizi (yüzfelci)                 Boyun fıtığı

               Parkinson                           Siyatik

               Behçet hastalığı                              Romatoid artrit

                                             Akut eklem romatizması

                                             Sürekli Üşüme Hissi

                                             Sırt ve bel ağrıları

                                              

 SOLUNUM YOLLARI HASTALIKLARI          GASTROİNTESTİNAL SİSTEM

               Kuru öksürük                    Peptik ulkus (Ülser)

               Gribe Karşı Vucüt Direncini Arttırır                          Akut ve kronik kolit

               Ses kısıklığı                        Konstipasyon (kabızlık)

               Akut rinit                           Gastrik hiperasidite

               Allerjik rinit                       Gastropitoz (mide düşüklüğü)

               Akut sinüzit                       Akut ve kronik gastrit

               Bronşial astma (astım)                  Mikrobik sarılık (viral hepatit)

               Akut tonsillit                     Karaciğer yağlanması

               Allerjik bronşit                  

               Farenjit                

               Kronik bronşit                   

               Grip                      

                                              

 AĞIZ HASTALIKLARI        KULAK HASTALIKLARI

               Akut ve kronik farenjit                  Tinnutis (Kulak çınlaması)

               Gingivit (dişeti iltihabı)                  Meniere sendromu

               Aftlar (ağızdaki yaralar)                Baş dömesi hastalığı

                                              

 DERİ HASTALIKLARI        KALP-DAMAR SİSTEMİ

               Psöriasis (sedef hastalığı)                            Arterioskleroz (damar sertliği)

               Akne (ergenlik sivilceleri)                            Hipertansiyon (Yüksek Tansiyon)

               Zona                     Hipotansiyon

               Alopesi (saç dökülmesi)                 

                                              

 HORMONAL HASTALIKLAR          GÖZ HASTALIKLARI

               Adet Sancısı                      Şaşılık

               Diabet (şeker hastalığı)                 Göz kayması

               İnfertilite (kısırlık)                           Santral retinit

               Guatr                   Allerjik konjunktivit (göz nezlesi)

               Sellulit                  Göz Tembelliği

                                              

 RUHSAL HASTALIKLAR   ÜROGENİTAL SİSTEM

               İnsomnia (uykusuzluk)                   Oligomenore (adet azlığı)

               Nörozlar (korku, panikvs.)                           Sistit (idrar yolu iltihabı)

               Panik atak                         Nörojenik mesane

               Depresyon                         Dismenore (sancılı adet)

               Anxiete( sebepsiz korku ve kaygı)                           Frijidite (cinsel soğukluk)

               Konsantrasyon azlığı                     Empotans (iktidarsızlık)

                                             Menapoz hastalıkları

                              Doğuma bağlı idrar kaçırma

 

AKUPUNKTUR: kelimesi Latince kökenli olup;

Acus: İğne

Punctura: Batırma, delme, anlamına gelmektedir. Yani iğne batırma anlamındadır.

 

Modern anlamda; vücut derisinde bulunan bazı özel alanların  (Akupunktur noktalarına ) iğne, lazer veya ultrason dalgalarıyla uyarılıp çeşitli hastalıkların tedavi işlemine denir.

 

Organizmanın kendi kendini tedavi ettiği bir metottur. En önemli özelliği belirgin bir yan etkisinin olmamasıdır.

 

AKUPUNKTURUN TARİHÇESİ

 

Dünyada hemen hemen uygulanan en eski tıp bilimlerinden birisidir. Günümüzden 5000 yıl öncesine dayanan bu tıp bilimi gün geçtikçe tüm dünyada da saygın yerini alarak ilerlemektedir. Günümüzden tam 4700 yıl önce (M.Ö. 2597- 2697) Çin’in Sarı krallık döneminde yazılan "Huang Di Nei Jing (Klasik Dâhiliye) kitabı günümüzdeki tıp alanında yazılmış en eski kitap olarak bilinir. Bu kitabın Akupunktur ve Moksa (ısı ile yapılan bir tedavi ) ile ilgili Çin Tıbbının babası olarak bilinen Shen Nung’dan bile daha önce yazılmış olduğu söylenir.

 

Akupunktur tedavisinde kullanılan en eski tedavi amaçlı iğneler İsa’dan 550 yıl önce BİAN adı verilen sert taşlardan yapılmıştır. Han Hanedanlığı döneminde (M.Ö.206-M.S.220) kaleme alınmış olan Shuo Wen Jie Za adlı kitapta ifade edilmektedir. Zamanla bian taşlarının yerine balık kılçığı, kemik veya bambudan yapılan iğneler kullanılmaya başlanmıştır.Günümüzde ise kıl kadar ince çelik,aylın ve gümüş iğneler kullanılmaktadır.

 

Avrupa’da ise akupunktur ile ilgili kitapların yazılması 1600’ lü yıllara rastlar. Akupunktur ilk olarak Dabry (1853) ve Morant (1927) tarafından Batı'ya tanıtıldı.

 

Gene eski Mısır’a baktığımızda (günümüzden 2500 sene önce ) Hiyelografik yazılarında Mısırlılar akupunktur iğnesi ile kulağın belirli bölgesini dağlayarak siyatik tedavisinde kullanıyorlardı.

 

1911 yılındaki Çin’deki krallık dönemi bittikten sonra akupunktur daha fazla yayılmaya başlamıştır. Bu yayılma özellikle 1944 den sonraki Başkan Mao Zedong’ un bu konuya önem vermesi ile de hız kazanmıştır. Akupunktur 1945 yılında Çin’de ilk defa enternasyonal bir hastane de uygulanmaya başlanmıştır.1948 yılından itibaren de resmi olarak eğitim verilmeye başlamıştır.

 

1970 yılından itibaren WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından onaylanmış ve desteklenmiştir.

 

1998 yılında ise Amerika’nın NIH (National Institute of Health=Ulusal Sağlık Örgütü) tarafından da akupunkturun birçok hastalığın tedavisinde çok etkin olduğunu açıklamıştır.

 

İlk defa 1972 yılında Amerikan başkanı Richard Nixon Çin’i ziyaret etmiştir. Hatta o dönemde Amerikalı gazetecilerden biri apandisit ameliyatını akupunktur anestezisi altında hiçbir genel anestezi yapılmadan ağrısız bir şekilde uygulanmasını müteakip Amerikalı bilim adamları bu tarihten itibaren akupunkturla çok yakından ilgilenerek eğitim almaya başlamışlardır.

 

Avrupa ülkelerine baktığımızda akupunkturla ilk ilgilenen ülke 2. Dünya Savaşı sırala rında (1945) Fransa olmuştur.

1957 de Fransa'da Dr. Nogier kulağın ters homunculus şeklinde olduğunu ve kulakta bütün vücut noktalarının bulunduğunu ileri sürerek auriküloterapi'yi geliştirmiştir. Aynı dönemde İngiltere'de Sir Henry Head teorileri ile akupunkturu açıklamaya çalışmış, Felix Mann yayınladığı akupunktur kitapları ile akupunkturun yaygınlaşmasına ciddi katkılarda bulunmuştur.

 

30 yıldır dünyadaki hemen her tıp fakültesi ve üniversitelerinde yaygın bir şekilde uygulanmaktadır. Akupunktur Türkiye’de 29 Mayıs 1991’de Sağlık Bakanlığı tarafından resmi olarak alternatif değil, bilimsel bir tedavi metodu olarak kabul edildi. Yönetmelik, 20885 sayılı Resmi Gazetenin 3-5 sayfalarında yayınlandı.

Bugün Türkiye’de bulunan Tıp Fakültelerinin uygulamalı hastanelerinin birçoğunda akupunktur uygulanmaktadır. Ayrıca Bakanlık 17 Eylül 2002 yılında Akupunktur yönetmenliğini geliştirerek son haline getirmiştir.

 

Shen Nung’a göre vücutta bir enerjinin var olduğu; bunun da vücudun her yerinde dolaştığı söylenir. Çin’de bu enerjiye Qi=Çi adı verilir. Çi, vücudun ruhsal, emosyonel=tavır, davranış, mental=akıl ve de fiziksel aktivitesi olarak kabul edilir. Çin deki bu inanışa göre; Çi=enerji; YİN=negatif ve YANG = pozitif anlamında evrensel güçlerin etkisi altındadır. Çindeki bu inanışa göre vücut enerjisinin (Çi) herhangi bir azlığı, denge bozukluğu veya kesintiye uğraması Yin ile Yang’ın arasındaki dengenin de bozulmasına neden olur, bu da kişilerin hasta olmasına yol açar. Çin tababetine göre Çi=Enerji; vücutta bazı özel meridyenler ve kanallar ile taşınır ve dolaşır. Bu meridyenlerin 12 âdeti vücudun her iki tarafında olmak üzere çifttir. Ayrıca vücudun ön ve arka kısmından giden 2 ekstra meridyen vardır. Bu meridyenler vücudun dikeysel olarak deri altından bir yukarı bir aşağı dolanır. Bu meridyenler üzerinde de akupunktur noktaları bulunmaktadır. Meridyen boyunca enerji akımındaki herhangi bir tıkanıklık, eksiklik veya denge bozukluğu Yin ve Yang arasındaki dengeyi de bozacağından hastalıklar meydana çıkar. İşte Akupunktur bu dengeyi sağlamak için meridyen üzerindeki özel akupunktur noktalarına iğne batırmak suretiyle yapılır. Böylece hastalığı yenmek için belirli aralıklarla seanslar (15–45 dakika) şeklinde uygulanır.

 

Yin ve Yang akupunktur tedavisindeki tartışmalarda kullanılan en önemli bir teori (Tao filozofisi) haline gelmiştir.

 

TAO filozofisi:

 

YİN : Negatif, kadın, gece, karanlık, pasif, soğuk, nem, elektron, baz

 

YANG : Pozitif, erkek, gündüz, aydınlık, aktif, sıcak, kuruluk, proton ve asit i temsil eder. Dikkat edilirse bu her iki öğe:

Birbirine zıt,(negatif- pozitif)

Birbirlerini takip eden (gece bitince gündüzün gelmesi gibi )

Birbirlerini çeken bir güç olması(negatifin pozitifi çekmesi gibi)

Her bir öğenin az da olsa birbirlerini kendi içinde barındırması veya birbirine dönüşebilmesi.

Birbirlerini doğurması neslini devam ettirmesi(Her kadının (Yin) veya erkeğin (Yang)bir annesi(Yin) bir de babası (Yang) vardır.

Çin’deki bu inanışa göre bu öğeler sağlıklı vücutlarda hep bir denge içindedir. Yin meridyenler vücudun daha çok korumaya muhtaç olan iç kısımlarında (kol ve bacakların medial=iç kısmında) bulunurken, Yang vücudun ve uzuvların (bacak ve kol )dış ve arka kısmında yer alır. Burada da görüldüğü gibi iç kısımlar (kıllardan az olan bölgelerdir) korunmaya muhtaç Yin=kadınsıdır. Bacak ve kolların ön ve dış ce arka kısımları (kıllı olan kısım) darbelere daha dayanıklı olan Yang=erkektir.

 

 

5 Element Teorisi:

 

Eski Çin’de doğal dünya 5 element üzerinde değerlendirilmiştir. Bunlar:

Ateş

Odun

Toprak

Metal

Su

Bu öğelerde kendi aralarında bir ilişki içindedir. Bu elementler de aşağıdaki gibi Organ meridyenleri ile ilişkiye girerler

 

ZANG-FU ORGANLAR

 

Zang organ meridyenleri (-) olup içi dolu organlardır.

Fu organ meridyenleri ise (+) olup içi boş organları temsil eder.

Zang Organlar: Dalak, Karaciğer Kalp, Perikart(kalp zarı),Pankreas ve Böbrek.

Fu organlar: Kalın barsak, İnce Barsak, Mesane, Mide, Safra Kesesi ve Üç’lü ısıtıcı(Enerji)

 

Öncelikle hasta akupunkturist doktor tarafından iyice muayene edildikten sonra (gerekli laboratuar ve radyolojik tahlillerden sonra ) tanı konur. Hasta muayene masasına hastalığın yeri ve hastanın durumuna göre yüz üstü veya sırtüstü uzandırılır. İsterse oturtulur.

 

Akupunkturda çok çeşitli iğneler vardır. Bunlardan en çok kullanılanı çelik iğnelerdir. Bu iğneler hemen kıl inceliğinde çok sivridirler. Akupunkturist tarafından çok özel bir yöntemle hiç acı duymadan cilt altı veya kas içine batırılarak uygulanır. Bu noktalar bazen 20–30 saniye uyarılıp çıkarılabilir. Çoğunlukla akupunktur iğneleri uygulandıktan sonra hasta genellikle sakin bir kabin veya odada 15 ila 45 dakika yatarak tedavi edilir.

 

İğnelerin uzunluğu 0,5–8 cm arasındadır. Kalınlıkları (Çapı) ise 0,18 ila 0,5 mm arasında değişir. İğneler genellikle disposable (bir kullanımlık) kullanılır veya otoklav (ameliyathane sterilizasyonunda kullanılır) ile steril yapılır.

 

Akupunkturda seansların sayısı hastalığın tipi, süresi ve hastanın yaşına göre farklılık gösterir. Bu 3 ila 30 seansdır. Bazen seansların daha uzadığı durumlar da olabilir. Genellikle 7–12 seans bir kür olarak kabul edilir. Her kür arasında 5 ila 10 gün ara verilir. Hastalığın seyrine göre kürlerin uzunluğu ayarlanır.

 

Bazı durumlarda kulaklara 5 ila 15 gün kalıcı iğne (raptiye biçiminde iğne) uygulanabilir.

 

İntra-dermal adını verdiğimiz cilt altı iğneler uygulanıp burada 1 hafta bırakılabilir.

 

Akupunktur noktalarına Lazer tedavisi de uygulanabilir.(Özellikle çocuk, çok yaşlı hastalarda ve iğne fobisi olanlarda)

 

Akupunktur noktalarına elektro-akupunkturda (noktalara alternatif akım, düşük voltaj ve amperli) uygulanabilir. Hastalığın durumuna göre frekansı 2 ila 2000 Hz (saniyede verilen elektrik stimülasyonu ) arasında değişir. Elektro-akupunktur ilk defa 1958 de Çin’de bademci ameliyatı sırasında ağrı azaltıcı olarak uygulandı.

 

Ayrıca azda olsa akupunktur noktalarına ultrason (ses) dalgaları da uygulanmaktadır.

 

Amaç; hangi yöntem olursa olsun, akupunktur noktasını uyarmaktır. Bazen bu noktaları hemen her gün hepimiz bilip bilmeyelim basınç veya masaj yaparak uyarıyoruz.( Örneğin; akşamları başımızın ön kısmı ağrıdığında gözlüklerimizi çıkartıp kaşlarımızın iç başlangıç alanını baş ve işaret parmağımızla uyarırız.) Bazen de akşam yakınlarımıza omuzlarımızı ovalatıp, belimizi çiğnetiriz.

 

Akupunkturda çeşitli yöntemler vardır:

 

Bunlar:

VÜCUT AKUPUNKTURU: Vücuttaki noktalar kullanılır. WHO (Dünya Sağlık Örgütü) nünde resmi olarak kabul ettiği 361 ve 50 ye yakın da ekstra nokta vardır.

KULAK AKUPUNKTURU: Gene WHO tarafından 43 kulak akupunktur noktasının etkili olduğu tespit edilmiştir(Vücut noktalarının neredeyse % 10 nuna tekabül ediyor.

YÜZ AKUPUNKTURU: Yüzdeki bazı özel alanlardır.

BURUN AKUPUNKTURU: Özellikle Amerikalı Doktor Ralph Alan Dale tarafından araştırılmaktadır.

AYAK AKUPUNKTURU

EL AKUPUNKTURU: Suchzok Akupunkturu

AKUPUNKTUR NOKTASI

Elektrik rezistansı (direnci) düşük olan alanlardır.

Dolayısıyla bu bölgenin elektrik potansiyeli 300 mV tan fazladır.

Yüksek elektrik kapasitesi vardır.(0,1–1 mF)

Bu noktalarda deri nefes alması daha fazladır.

Bu bölgelerin sıcaklığı diğer alanlara nazaran daha fazladır.

Bu bölgelerde ses sinyali daha fazladır.(2-15 Hz.,amplitüd ise 0.5-1 mV )

AKUPUNKTUR NOKTASINA UGULANAN YÖNTEMLER

İğne

Lazer

Ultrason(ses dalgası)

Elektro-akupunktur(Noktaya belirli voltaj ve de frekansta alternatif akım uygulamak

Moksa(noktayı ısıtmak amaçlı kullanılan bir bitki=Artemisya Vulgaris)

Cupping (Kupa çekmek = şişe çekmek yani noktaya belirli bir ölçü ve sürede vakum uygulamak)

Tuina, An-Mo, Acupresure (Akupunktur noktasına özel masaj uygulaması)

Akupunktur noktasına belirli ilaçları enjeksiyonu(Serum fizyolojik, vitamin v.s.)

T.E.N.S Cilde iğne batırılmadan petler aracılığı ile elektrik akımı verilmesi.

 AKUPUNKTURUN UYGULANMADIĞI DURUMLAR

Özellikle hamileliğin ilk 3 ayı içinde bazı akupunktur noktaları (alt karın ve bel noktaları gibi) kesin kullanılmaz, düşüğe neden olabilir. Yalnız hamilelik kusmalarında akupunktur kullanılabilir.

Ameliyat edilmesi kesin vakalarda

Kanserli vakalarda sadece ağrıyı azaltmak için kullanılabilir.

Kanama hastalıklarında (Hemofili gibi) dikkatli kullanılmalı

Antikoagülan (pıhtılaşmayı azaltan ilaçlar) kullanan hastalarda dikkatli kullanmak gerekir.

YAN ETKİLERİ (nadiren)

Ciltte kanama veya morarma (ekimoz)

Enfeksiyon

İç organ yaralanmaları

İğne yerinde geçici ağrı

 

AKUPUNKTURUN ZAYIFLAMADAKİ ETKİLERİ       

1- İştah ve acıkmayı azaltır.

 

Özellikle diyet yapan insanların en büyük sıkıntısı diyet sırasında açlıklarını ve iştahlarını engelleyememesidir. İştah nedir? Doğduktan bir müddet sonra ortaya çıkar. Bir şeyi zevkle yeme olayıdır. Bazı insanlar acıdan bazıları tatlıdan veya kimi Çin; kimi Türk mutfağından hoşlanır. Acıkma ise doğduğumuz zaman ortaya çıkar. Bir içgüdüdür bebek ağlayınca anne memesindeki sütü verir bebek susar. Aslında ölünceye kadar olan bir içgüdüdür. Ancak çok ağır hastalıklarda acıkma hissedilmez (Kanser veya çok ateşli hastalıklarda) Akupunktur beyindeki hipotalamus bölgesinde noradrenalin ve adrenalin seviyesini düşürüp serotonin (Mutluluk sağlayan bir maddedir. Özellikle çikolata yedikten sonra da ortaya çıkar) seviyesini artırır. Bu sayede iştahsız ve hep tok hissedilir.

 

2- Midede ekşime ve yanmayı önler.

 

Özellikle mide yanma ve kazınmaları olan kişilerde diyet yapmak azap verici olabilir. Fakat akupunktur mide ve bağırsaklara giden sinirlerin uçlarını uyardığı için mide asidini azaltır. Dolayısıyla mide diyete bağlı boş olsa bile asit fazlalığı olmaz. Dolayısıyla kişi diyetini çok rahat bir şekilde yapar.

 

3- Halsizlik ve bitkinliği önler.

 

Akupunkturun enerji verici özelliği vardır. Dolayısıyla halsiz kalınmaz. Aslında şişmanlık insanları halsiz ve bitkin yapar.

 

4- Stresi azaltır.

 

Akupunktur iğneleri vücuda ve kulağa uygulanınca beta endorfin adını verdiğimiz bir madde salgılanır. Bu da stresi azaltır kişiyi sakinleştirir. Uykuyu düzene sokar.

 

5-Metabolizmayı düzenler.

 

Akupunkturla beraber kişinin cinsiyetine, yaşına ve hastalığına uygun tarz diyetler verilir. Her hafta bu diyetler değiştirilir.

 

 

Bu faktörlerin hepsi bir araya gelince kilo vermek daha da kolaylaşır. Kişiyi kilo vermeye hazırlar. Buna göre haftada 1 veya 2 kez yapılan akupunktur tedavisi ile 6-8 hafta sonunda 8-10 kg. verilir. Verilecek kilo daha fazlaysa tedaviye haftalık devam edilir. İdeal kiloya indikten sonra akupunktur 6 ay süreyle ayda 1 kez manyetik bilye (mıknatıslı mercimek büyüklüğünde aktif kömür) ile devam edilir. Bu sırada diyet değil sağlıklı beslenme yapılır dolayısıyla kilolar sabitlenir.

 

Sonra senede 2 veya 3 kez kontrol olmak gerekir. Neden?

Çünkü 3 neden insanların kilo almasını tekrar başlatabilir.

 

TEKRAR KİLO ALDIRAN DURUMLAR

 

Hamilelik veya kürtaj olma, Çünkü insan metabolizmasının değişimi söz konusudur.

Uzun süre kortizon, hormon, depresyon ve alerji ilaçlarının kullanımı, Ayrıca Narkoz ve ameliyat sonrası.

Tedavi sırasında veya sonrasında Ani gelişen şok ve travmatik bir olayın olması ( Eş veya İş kaybı, yakının ölümü, deprem, trafik kazası vs.)

 

AKUPUNKTUR’UN BİLİMSEL TEMELLERİ

Sinir-Refleks Teorisi:

Vücut organlarında anormal bir durum oluştuğunda o organ ile ilgili uyarılar; deri, derialtı dokular ve kaslarda bulunan otonom sinir sistemi(İradi kontrolümüz altında çalışmayan) tarafından sürekli omurilik ve beyine taşınır. Bu da o cilt bölgesinde bir hiperestezi (aşırı duyarlılık) yapar.(Apandisitteki ciltte oluşan hassas Mc.Burney noktası gibi) Buna Viscera-kutan refleks denir.Aynı şekilde olayı ters olarak düşündüğümüzde deri,deri altı dokusu ve kaslara uyarı verilirse(Akupunktur iğneleri tarafından) iletiler otonom sinir sistemi tarafından omurilik ve beyne taşınır.Bunun sonucu;beyinde ve o uyarılan bölgelerde bir takım iç salgı mekanizmaları devreye girerek vücut kendi kendini tedavi eder.

 

Başlıca etki mekanizmaları;

Analjezik etki

Homeostatik etki (otonom sinir sistemi)

İmmün sistemi artırıcı etki

Sedatif etki

Psikolojik etki

 ANALJEZİK ETKİ

 

Ağrı subjektif bir bulgudur. Hoş olmayan bir duygu tecrübesi olup doku hasarı veya olma eğilimi vardır. Akupunktur’un ağrıyı azaltmasında 3 teori ortaya atılmıştır.

 

a) Gate Kontrol Teorisi

b) Nosiseptif Afferent Teori

c) Endorfin Teorisi

 

a) Gate Kontrol Teori: Burada sinir uçlarını geçiren kapılar vardır.1965 yılında Melzack ve Wall bu teoriyi ortaya attılar. Buna göre ağrı; periferdeki sinir aktivasyonun (impuls) talamo-kortikal sisteme ulaştığı zaman ortaya çıkar. Ağrının hissedilmesi için impulsun (uyarının) belli bir ölçüye çıkması gerekir. Kapılar sipinal kordun substansia Gelatinoza bölgesindedir. Buna göre C grubu ince miyelinli sinirler ağrıyı taşırlar buradan spinal cordun arka köklifleri buradan da nöronlarla sinaptik kontakt kurarak arka gri cevhere gelir. Buradan da karşı ön lateral spiral korda gelir. Buradan da lateral spino talamik yolla uyarılar talamusa buradan da kortekse ulaşır.

 

Akupunktur iğnesi ise kalın miyelinsiz olan A delta liflerini uyarır bu da substansiya gelatinozadaki kapıyı kapatarak ağrı impulsunun yukarı gitmesine engel olur. Akupunktur iğnesi dokunma ve basınç reseptörlerini uyarır.

 

b) Nosiseptif Afferent sistem teorisi: Ağrı çıplak sinir uçları ile algılanır. Ağrı duyumu sadece patolojik durumda duyulur. Uyarılarda nosiseptif reseptörler aşırı derecede mekanik, sıcak, soğuk ve kimyasal etkilerle dokuların tahribi ile uyarılırlar. Nosiseptif reseptörler plexsuslar aracılığı ile uyarıları santral sinir sistemine taşır. Miyelinsiz sinir liflerinden oluşan bu plexsuslar dokulara girer ve kan damarlarını çevreler normalde inaktiftir. Dokuların mekanik bükülmesi ile laktik asit, K artışı, pH 6’nın altına düşmesi sonucu histamin, Polileptit kininler, serotonin, prostoglandirler salgılanır. Bu da reseptörleri uyararak afferentlerle santral sistemine ulaşır.

 

Dokularda ayrıca mekano reseptörler vardır. Reseptörler kalın ve ince lifler olarak ayrılır. Kalın olanı mekân reseptörler ince olanı nosiseptif afferent liflerdir.

 

Akupunktur; mekano-reseptörleri (kalın) uyarırlar bu da inhibitör impulsu taşıyarak nosiseptif afferent lifler üzerine inhibe eder ve diğer ağrı impulsunun yukarı taşınmasını engeller. Fizik tedavide doku vibrasyon, elektiriksel stimulasyon, ağrıyan yere masaj yapılması da aynı mekanizmayla açıklanabilir.

 

c) Endorfin teorisi: Anterolateral Spinal traktüslerin % 30‘u talamus posterior çekirdeklerinden geçer. Ağrıyı duyan talamus değildir. Yollar buradan beyin üst bölgelerine (talamus kortikal)geçer. Buradan 3 bölgeye uzanır. Parietal temporal ve frontal.

 

Parietal: Ağrının nerede olduğunu ve kalitetif yapıyı algılar.(yakıcı, künt, vs.)

 

Temporal: Geçirmiş olduğu hafıza yer alır ağrının ne kadar süreyle sürdüğü ve başladığını algılar.

frontal acı hissini duyar.

 

Bu 3 bölgenin uyarılmasında retüküler nöronların aktivasyonu önem taşır. Eğer retüküler nöronlar az aktive olmuş ise ağrı yukarıya taşınır. Yani retüküler neronlar da mekano reseptörler g.b. görev alırlar. Bu retikülo-spinal yolla spinal kordaki apikal spinal nöronlarada etki ederek inhibisyona dolayısıyla da ağrının yukarı çıkmasını engeller.

 

Bu inhibisyonun bir şeklide orta beyinden salgılanan ve BOS’a da geçen (periaqua ductal gri madde) endorfinler retiküler sistemi etkileyip periferik nosiseptif aktiviteyi engeller.

 

İşte akupunktur endorfin ve diğer opiatları salgılattığı için retiküler axonların inhibitör etkisi başlatır.

 

Endojen Opiatlar:

 

Bunlar biokimyasal peptidlerdir Pituatary gland, hipotalamus ve spinal cord’dan salgılanır.

 

3 gruba ayrılır.

 

1-Pro-opiomelanokortin.

B Endorfin (hipofiz ön lobunda bulunur)

2-Pro - enkefalin A sistemi

 

Metenkefalin

Lö – Enkefalin (beyin ve spinal kord) sürrenal, G.İ. S,çeperi ve sempatik ganglionlar.

 

3-Pro-enkefalin B sistemi

 

Dinorfin, B neoendorfin.

 

Akupunktur uyarımı sonrası metenkefalin ve de B endorfin seviyesi artar bu da ağrının azalması ve kişinin rahatlaması sakinleşme açısından önem taşır.

Akupunktur (PAG periaquaductal gri cevher) etkileyerek 5 HT (Serotonin)salgılanmasına neden olur.

 

Serotinin blokeri Siproheptadin verilidiğinde Akupunktur analjezisinin de azaldığı ve serotinin salgılamadığı tespit edilmiştir.

 

HOMEOSTATİK ETKİ:

 

Otonom sinir sistemi iç organların çalışmalarına sürekli ve otomatik olarak kontrol eder. Sistem, dolaşım, boşaltım, solunum, sindirim ve üreme fonksiyonlarını ayarlar ve düzenler. Otonom sinir sistemi iç organ sistemlerini vücut sıvıları içindeki su, elektrolit, asit- baz dengesini de kontrol altında tutmaktadır.

 

Bir iç organın çalışmasındaki bir değişiklik diğer bütün organları da etkileyebilir. Otonom sistemleri bunları düzenlerken birçok ilişkide bulunduğu alanda vardır. Bunlar spinal kord, retüküler formasyon, diğer beyin nükleusları, limbik sistem, serebral hemisfer, hipotalamus ile bilgi alış verişinde bulunur. Şahıs bu sistemin şuurunda değildir haberdar da değildir. Periferal dokularla beyin ve spinal kodlar arasında ki otonom ilişkiler ganglion aralığı ile kurulur. Ganglionlar ya organ içinde bulunur veya spinal kordun yanında (sempatik ganglionlar) şeklinde bulunur.

 

Otonom sinirler efferent sinirlerdir. Mutlaka bir gaglionla sonlanır. Spinal sempatik sinirler T1-L2 arasından çıkar bunları hücre gövdesi lateral gri boynuzdandır. Bunlardan ventral kök ile her bir segmentten çıkarlar.

 

Buradan sempatik ganglionlara gelip buradan iskelet kaslarına giderler, sempatik gangliondan çıkan bir diğer kol ise ikinci bir kolleteral ile ganglionla ilişkiye girer buradan da iç organların düz kaslarına giderler. Dolayısıyla torekal ve lumbal bölgeye yapılan akupunktur bu alandaki iç organlarıda etkilemektedir.

 

Aynı şekilde damarlar üzerinde vaso konstrüksiyon-vasodilatasyon yaparak hipertansiyon tedavilerinde, gene mide aynı şekilde uyarılarak motilde ve HCL asidin azaltılması sonucu gastrite ve duadenal ülser tedavilerinde geçerlidir.

 

WHO 1970 yılından bu tarafa Akupunkturla ilgili tüm çalışmalara destek vermeye başlamıştır. WHO’nun akupunktur noktalarını uluslararası düzeyde aynı dille ve terimlerle kullanılması için birçok deklerasyon yapmıştır. Buna göre 361 klasik akupunktur noktası 48 ekstra nokta ayrıca kulak akupunkturunu tarif edilmiştir.

 

Akupunktur noktaları dikkatle incelendiğinde neredeyse 286 Adetinin majör kan damarları bölgesinde bulunduğunu ( bu damarların etrafında da küçük sinir ağları vardır. Ayrıca hemen birçok akupunktur noktasının küçük sinir ağları tarafından çevrelediğini görüyoruz.

 

Bunlar:

 

Cuteneus: (Sensoryel ve sempatik)

Vasküler: (Sempatik ve sensoyel)

Muskuler:( Sensoryel ve moter)

İMMÜN SİSTEMİN ETKİSİNİ ARTIRICI ETKİ

 

Akupunktur bilimsel olarak vücut direncini artırdığı tespit edilmiştir. Örnek verirsek Mide 36 no’lu(Diz kapağının altında ve ön yüzde bulunur) nokta uyarıldığında kandaki akyuvarlar(lökosit ve lenfosit) ın arttığı aynı zamanda lökositlerin fagositoz dediğimiz bakteri ve virüsleri yok etme olayını artırdığı tespit edilmiştir. Özellikle T lenfositlerin salgıladığı interferon seviyesinde belirgin bir artış bulunmuştur.

 

Lökosit sayısı akupunktur uygulandıktan 3 saat sonra artar ve 24 saat kanda kalır.

 

Karaciğer retikülo-endotelial sistem hücrelerinde fagositik aktivite 6. günde % 50 12. günde % 70 artar. Önce immün globulin M artar. Özellikle işaret parmağı ve başparmağı arasındaki perdenin sırt üst kısmında bulunan Lİ 4 (Kalın Barsak 4 ) noktası ST 36 ( Mide 36 ) akupunkturla uyarıldığında T hepler (yardımcı ) hücrelerin sayısında belirgin bir artış gözlenir.

 

Dolayısıyla akupunktur, hem hücresel (fagositoz ), hem de humoral (antikorlar ) immün sistemi uyarır ve fonksiyonlarını arttırır. 

Canlı bir doku mekanik, termal, elektriksel herhangi bir uyaranla uyarıldığında değişik mekanizmalara cevap verir.

 

Akupunktur iğnesini batırdığınızda metalin cinsine göre dokuda bir dizi reaksiyonlar oluşur, iğnenin battığı bölgedeki hücre mitokondriumunda glikoliz ve buna bağlı hücre içinde üretilen laktat ve prüvat aerobik şartlarda yanarak ATP üretilir. Bu üretilen ATP’ de batırılan noktada enerji ve elektriksel değişime yol açar.

 

İğnenin batırılması ile intertisyel sıvıyla iğne arasında direkt bir ilişki baslar. Metalin cinsine göre iyonlar sıvıya geçebilir ve iğnenin dışı ( - ) diğer deyişle Katod haline geçer. Bu reaksiyon gümüş iğne ile olur ve inhibitör etkiye sahiptir.

 

Altın iğne batırıldığında ise intertisyel sıvıdan iğneye doğru iyon geçişi başlar ve metalin dış yüzeyi ( + ) kutup Anot haline gelir. Bu reaksiyon sonucu sinir terminallerinde K+ birikir ve exitatör uyarım baslar. Gümüş iğnede ise sinir terminallerinde Ca (+) birikir, bu da inhibitör bir etki ortaya koyar.

 

İğne ile intertisyel sıvı arasında farklı iyon konsantrasyonundan dolayı Galvanik bir akım oluşur ve buda nosiseptörlerde uyarıma sebep olur. İğne doku içindeyken oluşan galvanik akım sonucu iğnenin etrafında Cl ve H 2 gazları toplanır. Buna bağlı olarak metalle doku arasındaki elektrik potansiyel farkı gittikçe azalır. Buna mani olmak için iğnenin 3–4 dakikada bir çevrilmesi veya hafifçe batırılıp çekilmesi gerekir. Eğer inhibitör bir etki yaratmak istiyorsak bu işi yapmaya gerek yoktur.

 

 SEDATİF ETKİ

 

Akupunktur tedavisi süresinde beyin aktivitesi değişir EEG de delta ve teta dalgaları azalırken beta dalgaları artar. Bu da kişilerin uyumasını ve stresten arınmalarını sağlar.

 

Sonuçta akupunkturun sedatif etkisi dolayısıyla epilepsi, ilaç bağımlılığı, fobi, anksiyete(özellikle sigara bağımlılığı tedavisinde )etkilidir.

 

PSİKOLOJİK ETKİ

 

Beyinde dopamin ve beta endorfin salgısını artırarak sakinleştirici ve rahatlatıcı etkileri olur. Ayrıca akupunkturun antidepresan etkisi de vardır. Bunu vücuttaki serotonin (5 HTA) salgısını artırmakla gerçekleştirir

 

AKUPUNKTUR NOKTASI

 

Akupunktur noktası adını verdiğimiz alanlar cilt altı veya kas içinde bulunan alanlardır. Son zamanlarda yapılan tüm çalışmalarda bu bölgelerin diğer cilt alanlarından daha farklı bir elektrik potansiyelinin olduğunu göstermiştir.

 

Hücrenin uyarılmasına bağlı Na=Sodyum ve K=Potasyum dengesi değişir Bu da hücre memran potansiyelini değiştirir.( 60 mV ) Bir başka araştırmacı ise akupunktur noktalarının bulunduğu alanlarda daha fazla dermal (cilt) papillaları bulunduğunu ispat etmiştir.

 

Bir başka deyişle bu noktalarda sinir hücrelerinin alıcılarının daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Gene birçok akupunktur noktası sinir dermatom bölgesine göre dağılım gösterir. Dolayısıyla bu bölgeler kasların motor nöron plaklarına isabet ederler. Bu da demek oluyor ki akupunktur noktasını iğne veya diğer yöntemlerle uyardığımız zaman hem o bölgedeki sinirlerin uyarılması hem de bu uyarıların merkezi sinir sistemine taşınarak (beyne) beyni uyarması gerçekleşir. Beyin de aynı ölçüde cevap vererek birtakım maddelerin Beta endorfin, serotonin, bradikinin v.s salgılanmasını sağlar. Bunlarda rahatsızlıkları giderici mekanizmayı devreye sokar.

 

Uyarılar beynin hipofiz bezinden beta endorfin salınmasını sağlar. Beta endorfin tıpda kullandığımız sentetik ağrı kesici morfinden 50 kat daha fazla oranda ağrı keser. Ayrıca endorfinler ağrıyı daha yukarıda ağrıyı duyan merkezlere geçmesini önler. Yani aslında biz doktorlar akupunkturla hiçbir ilaç kullanmadan vücudun tedavisini gene kendisine yaptırıyoruz.

 

Beyinde özellikle hipotalamus, hipofiz bezi ve de retikülo-formasyonu uyarır.

 

Akupunkturun yapmış olduğu ağrı azaltıcı (analjezi) özelliği özellikle morfin antagonisti (etkisini bertaraf eden) nalloxon adını verdiğimiz bir madde ile akupunkturun etkisi durdurur.

 

Akupunkturun en önemli etkisi organik olmasıdır. Bu konu ile birçok kobay ve hayvan deneyleri yapılmış olduğu akupunkturun çok az psikolojik etkisi olduğu, tedaviyi organik bir şekilde yaptığı ispat edilmiştir.

 

Akupunktur noktasının elektrik rezistansı 50,000 ohm’ken diğer cilt alanları 200,000, ila 2.000.000 ohm arasında yer alır.(1976 yılında Becker 1984 yılında Chan S tespit etmiştir.)Ayrıca akupunktur meridyenleri konusunda 1989 yılında Darras Technetium (TC)=radyo-aktif bir maddedir) yi akupunktur meridyeni boyunca ilerlediğini tespit etmiştir. Kısacası akupunktur noktası; elektrik rezistansı(direnci) düşük olması demek elektrik akımını daha fazla iletir anlamındadır.