Kaygı: Düşmanımız mı, Yoksa Bizi Koruyan Bir Duygu mu?
Günlük yaşamın koşuşturması içerisinde hepimiz zaman zaman kaygı hissederiz. Yaklaşan bir sınav, önemli bir iş görüşmesi, sağlık kontrolleri ya da belirsizlik içeren yaşam olayları kaygıyı tetikleyebilir. Çoğu zaman kaygıyı yalnızca olumsuz bir duygu olarak değerlendirsek de aslında kaygı, insanın hayatta kalmasını sağlayan en temel psikolojik mekanizmalardan biridir.
Kaygı Nedir?
Kaygı; gelecekte gerçekleşmesi olası bir tehdit veya tehlikeye karşı zihinsel, duygusal ve bedensel olarak hazırlıklı olmamızı sağlayan doğal bir duygudur. Beynimiz olası riskleri fark ettiğinde vücudumuz "hazırlan" mesajı alır. Kalp atışlarımız hızlanabilir, kaslarımız gerilebilir, dikkatimizi, tehdit olarak algıladığımız duruma yöneltiriz.
Bu sistem aslında yaşamımızı korumak için vardır. Eğer hiç kaygı hissetmeseydik trafikte karşıdan karşıya geçerken dikkatli olmaz, sınavlara hazırlanmak için motive olamaz ya da tehlikeli durumlarda gerekli önlemleri alamazdık.
Her Kaygı Zararlı Değildir
Psikolojide kaygı tek başına bir problem olarak görülmez. Belirli düzeyde hissedilen kaygı performansımızı artırabilir, plan yapmamızı kolaylaştırabilir ve sorumluluklarımızı yerine getirmemiz için bizi motive edebilir.
Sorun, kaygının yaşamımızı yönetmeye başlamasıyla ortaya çıkar. Tehlike ortada olmadığı hâlde sürekli kötü senaryolar üretmek, günlük yaşamı sürdüremeyecek kadar yoğun bedensel belirtiler yaşamak veya kaygı nedeniyle sürekli kaçınma davranışları geliştirmek psikolojik desteğin gerekli olabileceğini düşündüren durumlardır.
Kaygı Yaşarken Vücudumuzda Neler Olur?
Kaygı yalnızca zihinsel bir süreç değildir; bedenimiz de bu sürece aktif olarak katılır. Kaygı sırasında görülebilen belirtiler şunlardır:
- Kalp çarpıntısı
- Nefes alıp vermede hızlanma
- Kaslarda gerginlik
- Terleme
- Titreme
- Mide ve bağırsak şikâyetleri
- Baş dönmesi
- Uyku güçlüğü
- Dikkati toplamada zorlanma
Bu belirtiler çoğu zaman kişinin ciddi bir sağlık sorunu yaşadığı düşüncesine kapılmasına neden olabilir. Oysa birçok durumda bu belirtiler, vücudun stres karşısında verdiği doğal tepkilerdir.
Kaygıyı Sürdüren Düşünce Döngüsü
Kaygı çoğu zaman olaylardan çok, olayları nasıl yorumladığımızla ilişkilidir. Aynı durum iki kişi tarafından farklı şekillerde değerlendirilebilir.
Örneğin bir iş görüşmesine girecek iki kişiden biri "Heyecanlıyım ama elimden geleni yapacağım." diye düşünürken, diğeri "Kesin başarısız olacağım, rezil olacağım." şeklinde düşünebilir. İkinci düşünce biçimi kaygının daha da artmasına neden olur.
Bilişsel Davranışçı Terapi yaklaşımına göre yaşadığımız olaylardan ziyade, olaylara yüklediğimiz anlam duygularımızı ve davranışlarımızı belirler. Bu nedenle kaygıyı azaltmanın önemli yollarından biri düşünce kalıplarını fark etmek ve daha gerçekçi alternatifler geliştirebilmektir.
Kaygıyla Baş Etmek İçin Neler Yapabilirsiniz?
Kaygıyı tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onunla sağlıklı bir ilişki kurmayı öğrenmek daha işlevsel bir yaklaşımdır.
Bunun için;
- Kaygıyı bastırmaya çalışmak yerine önce onu fark edin ve adlandırın.
- Düzenli uyku ve fiziksel aktiviteyi yaşam rutininizin bir parçası hâline getirin.
- Kafein tüketimini aşırıya kaçmadan sınırlandırın.
- Derin nefes ve gevşeme egzersizlerinden yararlanın.
- Belirsizliği tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onu tolere etmeyi öğrenin.
- Sürekli güvence arama ve kaçınma davranışlarının kaygıyı kısa süreli azalttığını ancak uzun vadede sürdürdüğünü unutmayın.
- Düşüncelerinizin her zaman gerçekleri yansıtmadığını kendinize hatırlatın.
Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalıdır?
Kaygı;
- Günlük yaşamınızı belirgin şekilde etkiliyorsa,
- İş, okul veya sosyal yaşamınızı aksatıyorsa,
- Sürekli kaçınma davranışlarına neden oluyorsa,
- Haftalar hatta aylar boyunca yoğun şekilde devam ediyorsa,
- Fiziksel belirtiler nedeniyle yaşam kalitenizi düşürüyorsa,
bir ruh sağlığı uzmanından destek almak faydalı olabilir.
Psikoterapi sürecinde kaygının nedenleri değerlendirilir, kaygıyı sürdüren düşünce ve davranış örüntüleri ele alınır ve kişinin yaşam kalitesini artırmaya yönelik bilimsel yöntemler uygulanır.
Sonuç
Kaygı, ortadan kaldırılması gereken bir duygu değil; doğru anlaşıldığında bize yol gösteren önemli bir sinyaldir. Asıl hedef kaygısız bir yaşam sürmek değil, kaygının yaşamımızı yönetmesine izin vermeden onunla sağlıklı bir şekilde yaşayabilmeyi öğrenmektir.
Unutulmamalıdır ki psikolojik sağlamlık, zorlayıcı duyguları hiç yaşamamak değil; onları fark edebilmek, anlayabilmek ve etkili biçimde yönetebilmektir.
Uzman Psikolog Beyza İSHAKOĞLU ALAÇAM