Günümüzde teknolojinin ulaştığı en üst nokta olan yapay zekâ, artık sadece laboratuvarlarda geliştirilen teorik bir çalışma olmaktan çıkıp, mutfaktaki yemek tarifinden karmaşık lojistik operasyonlara kadar hayatın her alanına nüfuz etmiş durumda. Üniversitemiz Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Yapay Zekâ Ana Bilim Dalı Başkanı Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Haklı, Gazete Konyam’a verdiği özel röportajda, yapay zekanın geçirdiği büyük dönüşümü, Türkiye'nin bu yarıştaki yerini ve özellikle uzmanlık alanı olan "optimizasyon" tekniklerinin sektörel başarılardaki kritik rolünü anlattı. 2018 yılından itibaren büyük dil modellerinin (LLM) devreye girmesiyle yaşanan patlamanın bir sonuç olduğunu vurgulayan Haklı, asıl meselenin problemleri en verimli şekilde çözme yeteneği olduğunu ifade etti.
Yapay Zekâ Bir Mühendislik Aracı Değil Problem Çözme Paradigmasıdır
Yapay zekayı tanımlarken geleneksel kalıpların dışına çıkılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Hüseyin Haklı, bu teknolojinin sadece mühendislerin elindeki bir aygıt olarak görülmesinin büyük bir eksiklik olacağını vurguladı. Yapay zekanın özünde bir "problem çözme paradigması" yattığını ifade eden Haklı, "Eğer bir teknoloji toplumun her kesimine, ev hanımından tamirciye kadar herkese dokunabiliyorsa, onu sadece mühendislik sınırları içinde tutamazsınız" dedi.
Günümüzde bir ev hanımının "Bugün ne yemek yapsam?" sorusuna yapay zekadan yanıt alabilmesi veya teknik bir arızanın giderilmesi için yapay zekaya başvurulması, bu teknolojinin demokratikleştiğinin en büyük kanıtıdır. Haklı’ya göre yapay zekâ, karmaşık veriler içinden en mantıklı ve uygulanabilir sonucu çıkarma sanatıdır. Bu bakış açısı, yapay zekanın sadece bir "yazılım" değil, düşünme ve sorun giderme biçimimizde devrim yaratan yeni bir dünya görüşü olduğunu ortaya koymaktadır.
Optimizasyon: 90’lardan Bugüne Sessiz Devrim
Toplumda yapay zekanın 2018’den sonra aniden ortaya çıktığına dair yanlış bir algı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Haklı, işin mutfağındaki "optimizasyon" gerçeğine dikkat çekti. Optimizasyonun yapay zekanın en temel alt alanlarından biri olduğunu ve 90’lı yıllardan bu yana mühendislik problemlerinin çözümünde aktif olarak kullanıldığını hatırlattı.
"Aslında optimizasyon hep vardı" diyen Haklı, 2018 sonrası yaşanan patlamanın nedenini Büyük Dil Modelleri (LLM) ve milyarlarca parametrenin işlenebilme gücüne bağladı. Geçmişte sadece endüstri mühendislerinin veya bilgisayar bilimcilerinin bildiği bu yöntemler, bugün devasa işlemci güçleriyle birleşince halk nezdinde "yapay zekâ" olarak adlandırılan mucizevi süreci doğurdu. Ancak Haklı, bu gelişimin olağan bir sürecin yansıması olduğunu ve temelinde hala verimli matematiksel modellerin yattığını belirtti.
Sahadan Canlı Örnekler: Lojistikten Arazi Toplulaştırmaya
Prof. Dr. Hüseyin Haklı, teorik bilgiyi pratiğe dökme konusunda Türkiye'deki en aktif akademisyenlerden biri olarak dikkat çekiyor. Yapay zekâ ve optimizasyonun somut çıktılarından bahsederken bizzat yürüttüğü projelere değindi. Özellikle lojistik sektöründe ekipman planlaması üzerine yaptığı çalışmalar, bir firmanın operasyonel süreçlerine doğrudan entegre edilmiş durumda.
Bir diğer çarpıcı örnek ise harita mühendisleri ile ortaklaşa yürütülen "Arazi Toplulaştırma" projesidir. Bir arazinin parsellenmesi, derecelendirilmesi ve hak sahiplerine en adil şekilde dağıtılması aylar süren, insan hatasına açık ve son derece karmaşık bir süreçtir. Haklı ve ekibinin geliştirdiği optimizasyon modelleri sayesinde, manuel olarak aylar süren süreçler, yapay zekâ ile sadece birkaç güne indirgenmiş durumda. Bu, sadece zaman tasarrufu değil, aynı zamanda verimliliğin ve adaletin matematiksel olarak garanti altına alınması anlamına geliyor.
Türkiye yapay zekâ yarışının neresinde?
Dünya genelinde yapay zekâ dendiğinde akla ilk gelen ülkeler ABD ve Çin olurken, Türkiye'nin konumu merak konusu olmaya devam ediyor. Prof. Dr. Haklı, bu durumu bütçe ve yatırım ekseninde değerlendiriyor. "Yapay zekâ yatırımları doğrudan donanım gücü ve enerji tüketimiyle ilintilidir" diyen Haklı, bugün yapay zekayı çalıştıran sunucuların devasa miktarda enerji harcadığını ve bunun bir ülke için ciddi bir maliyet kalemi olduğunu belirtti.
Türkiye'nin özellikle savunma sanayiinde (İHA, SİHA ve havacılık kurumları) yapay zekayı başarılı bir şekilde kullandığını ve bu alanda iyi bir standart yakaladığını vurgulayan Haklı, genel bir "geri kalmışlık" psikolojisine girilmemesi gerektiğini savunuyor. Ancak yatırımların stratejik olarak nereye yönlendirileceğinin kritik olduğunu ekliyor: "Sağlığa mı, savunmaya mı yoksa akademiye mi yatırım yapmalıyız? Bu tercih bizim gelecekteki konumumuzu belirleyecek."
Eğitimdeki Risk: Kullanmadığın Uzvun Körelir
Yapay zekanın eğitim alanındaki kullanımı, Prof. Dr. Haklı’nın en çok üzerinde durduğu ve uyarılarda bulunduğu konulardan biri. Öğrencilerin ödevlerini veya makalelerini tamamen yapay zekaya yaptırmasını "büyük bir hata" olarak nitelendiren Haklı, "Kullanılmayan uzuv körelir, eğer bu uzuv beyin ise bizi çok büyük bir tehlike bekliyor" dedi.
Öğrencilerin ve beyaz yakalı çalışanların yapay zekayı bir "patron" veya "işi devrettikleri bir taşeron" gibi görmemeleri gerektiğini belirten profesör Haklı, teknolojinin bir "asistan" olarak konumlandırılması gerektiğini ifade etti. Eğer bir çalışan mesleğini sadece yapay zekaya soru sorarak sürdürüyorsa, o kişinin mesleki varlığının tehdit altında olduğunu hatırlatan Haklı, Yapay zekâ ile düşünme yeteneğini kaybetmek, insanı uygulayıcı pozisyonuna düşürürken yapay zekayı karar verici (patron) pozisyonuna taşımaktadır.
Sağlıkta Yapay Zekâ: Doktorun Yerini Alabilir Mi?
Sağlık alanı, yapay zekanın en hassas uygulama noktalarından biridir. Prof. Dr. Haklı, bu konuda etik ve hukuki engellere dikkat çekiyor. Radyoloji gibi görsel tarama gerektiren alanlarda yapay zekanın insan gözünden çok daha keskin sonuçlar verebildiğini kabul etse de, "Sorumluluk kimde?" sorusunun henüz bir cevabı yok.
Bir yapay zekâ robotunun ameliyat yapması veya tanı koyması durumunda oluşabilecek tıbbi hataların hukuki karşılığı dünya genelinde hala tartışma aşamasında. Haklı, bu yüzden "Klinik Karar Destek Sistemleri" kavramını ön plana çıkarıyor. Yani yapay zekâ, doktorun yerine geçmek için değil, doktora en doğru kararı vermesi için kanıta dayalı, hızlı ve detaylı veriler sunan bir yardımcı araç olarak kullanılmalıdır.
Açıklanabilir Yapay Zekâ: Neden Bu Kararı Verdin?
Yapay zekâ dünyasındaki en büyük gizemlerden biri olan "kara kutu" (black box) sorunu, Prof. Dr. Haklı’nın çalışmalarının odak noktasını oluşturuyor. Bir yapay zekanın "Bu hasta yatırılmalı" demesi tek başına yeterli değildir. Haklı, "Açıklanabilir Yapay Zekâ" (Explainable AI) çalışmalarının önemini vurgulayarak, sistemin verdiği kararın gerekçelerini (örneğin; yüksek WBC değeri ve düşük kolesterolün kombinasyonu gibi) hekime sunabilmesi gerektiğini belirtiyor. Gerekçesi sunulmayan bir kararın tıp ve hukuk dünyasında kabul görmesi mümkün değildir.
Disiplinlerarası Çalışmanın Gücü
Prof. Dr. Hüseyin Haklı, başarısının sırrını farklı disiplinlerle bir arada çalışmaya bağlıyor. Sadece bilgisayar mühendisleri ile değil; tıpçılar, harita mühendisleri, diş hekimleri ve şehir bölge planlamacıları ile ortak projeler yürüttüğünü belirten Haklı, "Üniversite dışında hiçbir yerde bu kadar farklı uzmanlığı aynı binada bulamazsınız" diyerek akademinin potansiyeline dikkat çekiyor. Diş hekimliğinde çene eklemi üzerine yapılan projelerden, acil servislerdeki hasta yoğunluğu yönetimine kadar geniş bir yelpazede çalışma yürüten Haklı, yapay zekanın gerçek dünyadaki sorunlara dokunması gerektiğinin altını çiziyor.
Metasezgisel Algoritmalar ve Gelecek
Matematiksel olarak çözülmesi yıllar sürebilecek devasa problemlerin, saniyeler içinde "en iyiye en yakın" sonuçla çözülmesini sağlayan metasezgisel algoritmalar, Haklı’ya göre mühendislikte önemli bir rol oynamaktadır. Kesin hesaplama yerine "yumuşak hesaplama" (soft computing) yaparak, lojistikten enerji dağıtımına kadar her alanda devrim yaratılabileceğini ifade ediyor.
Elektrikli araç şarj istasyonlarının nereye kurulacağı, hemşire nöbet çizelgelerinin nasıl çıkarılacağı gibi çok kriterli problemlerin ancak bu algoritmalarla çözülebileceğini belirten Haklı, bu noktada matematik ve kodlama arasındaki dengeye de değiniyor. "Eskiden matematik derdim ama artık hazır kütüphaneler o kadar gelişti ki kodlama bir adım öne geçti. Ancak bir mühendis için sistemin içindeki matematiği bilmemek, körü körüne araç kullanmaya benzer" uyarısında bulunuyor.
Yapay Zekâ Bir Amaç Değil Araçtır
Prof. Dr. Hüseyin Haklı, yapay zekânın insanlığı yok edecek bir proje olduğu yönündeki korkuları, tarihteki teknolojik gelişmelerle kıyaslayarak yanıtlıyor. İlk kesici aletlerin avlanma amacıyla yapıldığını ancak zamanla silaha dönüştüğünü hatırlatan Haklı, yapay zekânın da benzer bir yol ayrımında olduğunu vurguluyor. Savunma sanayisindeki insansız sistemlerin bir zorunluluktan doğduğunu ifade eden profesör, "Hedefi eli titremeden vuran bir gücün karşısına insan koyamazsınız. Bu bir araçtır; iyi mi yoksa kötü mü olacağı tamamen bizim kullanım niyetimize bağlıdır" diyerek teknolojinin tarafsızlığına işaret ediyor.
Çocuklar ve Gençler İçin Risk Kapıda
Teknolojinin sosyal etkilerine değinen Haklı, özellikle 11-18 yaş grubundaki bireyler için kontrollü kullanımın hayati önem taşıdığını belirtiyor. Yapay zekâya "rol atama" ve "doğru komut (prompt) yazma" becerisinin öğretilmesi gerektiğini savunan Haklı, çocukların yapay zekâ ile kurduğu duygusal bağın tehlikeli olabileceğini söylüyor. Yapay zekânın nezaketine aldanan çocukların, sisteme gereğinden fazla güvenerek kişisel verilerini paylaşabileceği ve yaşına uygun olmayan yanıtlarla karşılaşabileceği uyarısında bulunuyor. Ayrıca, genç kuşaklarda görülen anksiyete ve yapay zekâyı "sırdaş" olarak görme eğiliminin sosyal izolasyonu tetiklediği ifade ediliyor.
Patron Siz Olun, Uygulayıcı Değil
İş dünyasında yapay zekânın rolüne dair "boyacı-çırak" ilişkisi örneğini veren Prof. Dr. Haklı, insanların bu teknolojiyi yöneten pozisyonda kalması gerektiğini savunuyor. "Biz yapay zekânın uygulayıcısı değil, onun bizim uygulayıcımız olması için direktif veren taraf olmalıyız" diyen Haklı, yakın gelecekte iş dünyasının "yapay zekâ kullananlar" ve "kullanmayanlar" olarak ikiye ayrılacağını öngörüyor. Ancak asıl tehlikenin robotların insanlaşması değil, insanların ekran başında saatler geçirerek duygularını yitirmesi ve robotlaşması olduğunu vurguluyor.
Akademi ve Sanayi İş Birliği Sürüyor
Üniversite bünyesinde yürütülen çalışmalara da değinen Prof. Dr. Hüseyin Haklı, Üniversitemizin genç ve dinamik kadrosuyla askeri projelerden sağlık bilimlerine, gıdadan eğitime kadar pek çok alanda yapay zekâ çözümleri ürettiğini belirtti. Toplumun her kesimine bu teknolojiyi doğru anlatmayı görev edindiklerini söyleyen Haklı, farkındalık yaratmanın ve dijitalleşme sürecinde insani değerleri korumanın öncelikleri olduğunu ifade ederek sözlerini noktaladı.
Gazete Konya ve Mehmet Coşkuner’e teşekkür ederiz.