Prof. Dr. Sayın, Anadolu’da Bugün’e yaptığı özel açıklamada çatışmanın çıkış nedenlerinden tarihsel arka planına, Taliban sonrası dönemde iki ülke ilişkilerinin seyrinden bölgesel istikrara etkilerine kadar pek çok başlığı ele aldı.
“Temel Sebepler TTP, Durand Hattı ve Taliban’ın Yaklaşımı”
Prof. Dr. Sayın, Afganistan ile Pakistan arasında sınırda başlayan çatışmaların iki ülke arasında savaşa evrilme riskinin Müslüman dünya açısından son derece üzücü ve düşündürücü olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Afganistan ile Pakistan arasında yaşanan gerilimin çıkış sebepleri arasında TTP sorunu, Durand Hattı anlaşmazlığı ve Taliban rejiminin politik yaklaşımları yer almaktadır. Pakistan’ın en büyük güvenlik tehdidi olarak gördüğü TTP’nin (Tahrik-i Taliban Pakistan), Afganistan topraklarını bir güvenli liman olarak kullanması nedeniyle Pakistan, Taliban’ın 2021’de yönetime gelmesiyle bu militanların dizginleneceğini umuyordu; fakat tam tersine TTP saldırılarının özellikle İslamabad, Bajaur ve Bannu gibi bölgelerde şiddetlendiği gözlenmektedir.”
İkinci temel başlığın ise “Durand Hattı” olduğunu vurgulayan Sayın, yaklaşık 2 bin 600 kilometrelik sınır hattının Afganistan tarafından hiçbir zaman resmi bir uluslararası sınır olarak tanınmadığını hatırlattı. Taliban yönetiminin de bu sömürge dönemi mirasını reddettiğini belirten Sayın, Pakistan’ın sınır boyunca inşa ettiği güvenlik çitlerine yönelik fiziki müdahalelerin krizi daha da derinleştirdiğini ifade etti.
Pakistan’ın yıllarca “dost bir Afgan yönetimi” üzerinden Hindistan’a karşı stratejik üstünlük elde etme hedefinin bugün kendi sınırlarında bir güvenlik kabusuna dönüştüğünü kaydeden Sayın, Afganistan-Hindistan yakınlaşmasının da İslamabad’da ciddi bir rahatsızlık oluşturduğunu dile getirdi.
Durand Hattı’nın Tarihsel Arka Planına Dikkat
Prof. Dr. Sayın, sınır hattında yaşanan anlaşmazlıkların kökenine ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“Afganistan ve Pakistan arasındaki kronik ve tarihsel sayılabilecek bu gerilim, temelde 1893 yılında İngilizler tarafından çizilen Durand Hattı’nın neden olduğu jeopolitik travmaya dayanmaktadır. Peştun halkını yapay bir çizgiyle ikiye bölen hat, Kabil tarafından hiçbir zaman meşru bir sınır olarak kabul edilmemiş; Afganistan tarafından bölge barışının altına yerleştirilen adeta bir ‘saatli bomba’ işlevi görmüştür.”
Taliban yönetiminin ideolojik akrabalığa rağmen ulusal egemenlik ve Peştun milliyetçiliği zemininde hareket ettiğini belirten Sayın, Pakistan’ın stratejik derinlik doktriniyle beslediği “dost Afganistan” tahayyülünün 2021 sonrasında ironik biçimde bir güvenlik sorununa dönüştüğünü ifade etti.
Şubat 2026’da tırmanan karşılıklı askeri müdahalelerin ve Pakistan’ın hava harekâtlarının, vekiller üzerinden yürütülen çatışma döneminin kapanarak doğrudan devletler arası bir çatışma riskinin doğduğunu gösterdiğini belirten Sayın, “İslami kardeşlik” söyleminin yerini sert bir reelpolitik hesaplaşmaya bıraktığını vurguladı.
“Taliban Sonrası İlişkilerde Kırılma Yaşanabilir”
Taliban’ın 2021 yılında Kabil’de kontrolü ele geçirmesinin Pakistan tarafından başlangıçta stratejik bir kazanım olarak görüldüğünü hatırlatan Sayın, gelinen noktada bu iyimserliğin kırılgan bir okumaya dayandığının ortaya çıktığını söyledi.
“İlişkilerdeki temel kırılma, Taliban’ın TTP ile olan ideolojik ve operasyonel bağlarını koparmayı reddetmesiyle başlamıştır. Pakistan, Taliban Afganistan’ından sınır güvenliği ve terörle mücadele konusunda tam iş birliği beklerken; Kabil yönetimi TTP’yi hem bir pazarlık kozu hem de ideolojik bir kardeş olarak koruma kalkanı altına almıştır” diyen Sayın, Durand Hattı üzerindeki egemenlik tartışmalarının ve Pakistan’ın milyonlarca Afganı sınır dışına yönlendirmesinin diplomatik ipleri kopardığını ifade etti.
Pakistan Hava Kuvvetleri’nin Kabil ve Kandahar gibi stratejik merkezleri hedef alan operasyonlarının, “dost rejim” anlayışının yerini milli beka kaygısına bıraktığını gösterdiğini belirten Sayın, çatışmanın vekâlet savaşı boyutundan çıkarak doğrudan devletler arası bir hesaplaşma zeminine taşındığını dile getirdi.
“Bölgesel İstikrar İçin Jeopolitik Deprem”
Artan sınır çatışmalarının bölgesel istikrara etkisine de değinen Prof. Dr. Sayın, yaşanan askeri tırmanışı “jeopolitik bir deprem” olarak nitelendirdi.Sayın
“On yıllardır süregelen vekâlet savaşları paradigmasının yerini devletler arası konvansiyonel bir hesaplaşmaya bırakması, Güney Asya’nın güvenlik mimarisinde geri dönülemez kırılmalar oluşturabilir. Pakistan’ın stratejik merkezleri hedef alması ve Taliban’ın Pakistan içlerine yönelik dron saldırıları, çatışmanın sınır hattıyla sınırlı kalmayacağını göstermektedir” dedi.
“Bölgesel Kaos CPEC Projesini Tehdit Ediyor”
Bölgedeki kaosun, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki CPEC projelerini tehdit ettiğini belirten Sayın, otorite boşluğundan beslenen radikal örgütlerin Orta Asya’ya doğru yayılma riskine dikkat çekti. 2025 yılında tesis edilen Türkiye-Katar arabuluculuk çabalarının da bu sert gelişmeler karşısında zayıfladığını kaydeden Sayın, yeni bir kitlesel göç dalgasının Ankara’dan Brüksel’e kadar geniş bir coğrafyada etkili olabileceğini ifade etti.
“Türkiye’nin Arabuluculuğu Büyük Şans”
Prof. Dr. Yusuf Sayın, sözlerini şu değerlendirmeyle tamamladı:
“İki ülke arasındaki çatışma, yalnızca bugünü değil önümüzdeki yılların stratejik dengelerini de yeniden şekillendirecektir. Sınırda yaşayan halkların kardeşlik ve akrabalık bağları, çatışmaların bir an evvel sona ermesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Sınır anlaşmazlıkları, enerji koridorları, küresel aktörlerin bölge üzerindeki amaçları ve Afganistan-Hindistan yakınlaşması gibi faktörler krizin tırmanmasında etkili olmuştur. Türkiye açısından ise bir kez daha arabuluculuğun ne kadar değerli olduğu görülmektedir. Pakistan’la olan stratejik müttefiklik ve kardeşlik bağları, Türkiye için önemli bir avantajdır.”
Anadolu'da Bugün Gazetesi ve Evren Atcı’ya teşekkür ederiz.