Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren TYB Konya Şube Başkanı Ahmet Köseoğlu, Müslüman dünyasının Gazze’deki soykırım karşısındaki durumunu samimi bir özeleştiriyle dile getirdi. Köseoğlu, "Türkiye Yazarlar Birliği olarak faaliyetlerimize devam ediyoruz ancak en hazin programlarımızdan birini yapıyoruz. 7 Ekim 2023’ten bu yana tam 917 gün geçti. Her gün bombaların, tozun ve şiddetin olduğu bir ortamda yaşamaya çalışan bir halkı düşünün" diyerek yaşanılan dramın boyutuna dikkat çekti. 1947’den beri süregelen bir zulme tanıklık edildiğini belirten Köseoğlu, "Mahcubiyetimiz, yaptığımızın çok üzerindedir. Cenabıhak, Müslümanları bir daha böyle çaresiz ve kendi kendini uyarmaktan aciz bırakmasın. Bu acziyetimizin üzerine söylenecek laf yok" sözleriyle duygularını paylaştı.
"Netanyahu Kendisini Mesih’ten Önceki Son Başbakan Kabul Ediyor"
İsrail’in saldırganlığının altındaki dini ve ideolojik temelleri analiz eden Prof. Dr. Nuh Arslantaş, bölgedeki gerilimin teopolitik boyutunu çarpıcı bir tespitle açıkladı. Arslantaş, "Bugün Netanyahu kendisini Mesih gelmeden önceki İsrail’in en son başbakanı kabul ediyor; bu yüzden literatüre yeni bir tanım olarak ‘Mesihçi Siyonist Yahudiler’ kavramını eklememiz gerekiyor. 7 Ekim bu yönüyle teopolitik bir dönüm noktasıdır" ifadelerini kullandı. İsrail toplumundaki radikalleşmenin eğitimle başladığını vurgulayan Arslantaş, "İsrail'de bir eğitim tarihçisi bir profesörün pek çok çocuk kitabı üzerinde yaptığı incelemelerde Arapların vahşi, nizam-intizam bilmeyen kimseler olarak tarif edildiği görülmektedir. Bugün siyasette gördüğümüz acımasız dil, aslında bu eğitim sisteminden yetişen neslin bir yansımasıdır" dedi.
7 Ekim Sonrası Değişen Ortadoğu Dengeleri
Üniversitemiz Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Gökhan Çınkara ise, bölgedeki diplomatik kaymaları ve Türkiye’nin artan stratejik önemini ifade ederken “7 Ekim öncesinde Ortadoğu’da ‘İbrahim Anlaşmaları’ ile Filistin şartı aranmaksızın bir normalleşme süreci yürütülüyordu; ancak 7 Ekim bu süreci kökten değiştirdi ve yeni bir gerçeklik yarattı. Suudi Arabistan gibi ülkeler artık bu patikaya kolayca giremiyor. Bölgede Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan arasında yeni bir bloklaşma netleşmeye başladı. Türkiye, sadece bir arabulucu değil, bölgedeki istikrarın merkezi haline geldi. Bugün Ortadoğu’da bir hadise olduğunda Türkiye’nin kapısının çalınması, Türkiye’nin yapısal gücünün ve yapıcı yumuşak gücünün bir sonucudur” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin Bölgesel Liderliği ve Yumuşak Gücü
Doç. Dr. Gökhan Çınkara, Türkiye’nin bölgedeki kültürel ve siyasi etkisinin ulaştığı boyutu “Türkiye, İran gibi gittiği yerleri istikrarsızlaştıran bir aktör değil, tam aksine bölgesel konsensüs ve istikrar arayan bir güçtür. İstanbul bugün Arap entelektüellerinin merkezi haline gelmiş durumda; Türkçe konuşan Arap nüfusu tarihte hiç olmadığı kadar artıyor. Bu kültürel etkileşim, Türkiye’nin güç kapasitesine pozitif katkı sağlıyor. Türkiye’nin bu krizlere karşı kurumsal direncinin yüksek olması, onu bölgedeki en güvenli istikrar adası konumuna getiriyor” sözleriyle dile getirdi.